31 Mart 2010 Çarşamba

Ruhum

Ruhumun dehlizlerine girdim bugün. Bayadır yapmadığım bir yolculuktu aslında bu yaptığım aslında çok önceleri yapmam gereken. Yolculuğum sakin başladı sonsuzluk kadar uzun merdivenleri indim sabırla. Her adımımda aslında kendimden ne kadar uzaklaşmış olduğumu fark ettim. Her adım da irkildim. İlerledikçe kaybettiklerimle yüzleştim. Kazandıklarımı aradı gözlerim; bulamadım. Nereye koyduğumu düşünerek ilerlemeye devam ettim. Yıllarca ilerledim, ruhumu kirlettiğim her an için bir yıl kırılan her hayal için on yıl yürüdüm.

Yoldur bu sonuçta bir yerde biter dedim ve yıllar sonra nihayete erdi yolcuğum. Fırtınalı bir gökyüzü altında bom boş bir sokakta durmaktaydım. Etrafta ne bir ses ne bir ışık vardı. Derken yağmur yağmaya başladı. Hüzün damlaları altında ilerlemeye başladım. Elektrikleri neden yoktu şehrimin. Ben buraya iyi bakardım eskiden.

Düşünceler içinde kaybolmuşken şehrin merkezinde yükselmekte olan şatoyu fark ettim. Evet, şehrimin ortasına birisi hükümranlığını kurmuştu. Öfkelendim… Şimşekler çaktı, ışıkları çarpık yapıyı aydınlatırken. Garip bir şekilde tanıdıkta geliyordu aslında bu yapı. İlerledim daha hızlı; hırsla attım adımlarımı.

Şatoya doğru her adımımla kalbim daha çok sıkışıyor, boğazıma düğümlenen yumru daha da büyüyordu. İlerledim. Ben ilerledikçe şato büyüdü. En sonunda önüne gelmiştim ve şato bütün gökyüzünü kaplamıştı. Artık emindim burada kimin oturduğundan. Bana bunu yapma hakkını ona verdiğim için sinirlendim. Yeniden şimşekler çaktı ve bomboş şatoyu aydınlattı. Taht odasına doğru ilerlemeye başladım. Ürperdim, hiçliğin soğuğu yaladı vücudumu. Hayal kırıklıkları battı ayaklarıma. Gözyaşları çizdi vücudumu ama yılmadım, yürüdüm. Karşımda onu bulana kadar yürüdüm…

Ama vardığım yer bir taht odası değildi. Sadece işlemeli gümüş yaldızlı bir kapının önünde bir sandalye ve sandalyeye oturmuş o vardı karşımda.

Yalnızlıkla göz göze geldim önce. Konuşmadan anlaştık, ruhumun hükümdarından hükümranlığımı geri aldım. Karşı koymadı. Benim gibi daha niceleri vardı belki de gönlüne yerleşebileceği.

Çekildi kapının önünden. Ben de ilerledim kapıya doğru. Hayatımda var olan, var olmuş ve var olacak olsan bütün iyi şeyleri hapsettiğim kapıya ilerledim.

Artık tek yapmam gereken o kapıyı açmak. Elim kapı koluna gidiyor…

Doğru anahtarı mı kullanıyorum bilmiyorum. Tekrar gülmek için atmam gereken birkaç adım daha olduğunu biliyorum.

Ama gün gelecek ve ben o kapıyı tekrar açacağım…

Orkun K

11.03.2010