20 Haziran 2010 Pazar

Dipsiz kuyuya düşerken dibe vurmayı beklemek...

Dipsiz kuyuya düşerken dibe vurmayı beklemektir bazen hayat. Atılan her adım, tutulan her dal daha dibe çeker insanı. Battıkça batarsın bokun içine nefes almayana kadar… Delirmek gelir bazen içinden… Delirme sınırında yaşamaktansa geçmek istersin o sınırı… Rahatlamak düşünememek, kaybolmak deliliğin dehlizlerin de. Attığın her adım daha da yaklaştırır seni derinliklere. O dingin karanlık sulara. Bilinçsizliğin huzuruna. Sorumsuzluğun umursamazlığına. Yalnızlık kucaklar seni zaten tek yol arkadaşındır senin bu yolculukta adımlar birbirini takip eder hissizce ilerlersin bir ayağını diğerinin önüne atarak düşünmeden. Hayat seni her adımda daha da batırır zaten derinlere. Bir şey yapmana gerek yoktur olanlar seni oraya itiyordur zaten. Tek yapman gereken akıntıya uymak direnmemektir. Direnmek canını daha çok yakar zaten… Bataklıkta debelenenlerin daha hızlı kaybolması gibi… İçinde bir umut her adımda cılızlaşan bir sesle haykırır sana “bir çıkış yolu var… Olmalı!” diye. Ama ne kadar bakınırsan bakın göremezsin.
Dipsiz bir kuyuda düşmektesindir sonsuzluğa… Dibi olmayan bir yerde dibe vurmayı beklemek kadar mantıklıdır içindeki umudun sesi… Düşmeye ve unutmaya devam edersin… Kendini unutana kadar sonra sadece düşersin sonsuz hiçlikte…