15 Kasım 2010 Pazartesi

Önsöz: Bu sefer daha farklı bir çalışma ile karşınızdayım :) 5 arkadaşımdan aldığım 5 kelimeyi yerinde ve anlamlı kullanarak bir yazı ortaya çıkarmaktı amacım. Sonucu aşağıda sizinle paylaşıyorum. Umarım sonuçta süreç kadargüzel olmuştur.




Cevap

“Sonsuz zaman ve mekânda, imkânsız olanlar da dâhil, her olay kaçınılmazdır.” Bir filmde duyduğum güzel bir sözdü. Film de güzeldi, hani derler ya insana bir şey katan bir filmdi diye, tam o söze karşılık bir film.

Şans ve cevaplar üzerineydi. Cevaplara çok takıldığım için etkiledi beni belki o film ya da şansa inanmadığım içindir. Tesadüfler gerçekten tesadüf müdür yoksa olması gereken mi? Hayatının aşkıyla karşılaşmak yolda yürürken. Kalabalık, ağız kokuları ve parfümle yıkanmış otobüste tutulmak tesadüf müdür? Ya da tam paran bittiğinde gelen bir iş teklifi ya da hayatım tam düzene girdi derken yediğin kazık. Her insan bir istisnadır aslında. Herkes istisnayken, “istisna olunur mu?” sorusu geliyor insanın aklına ama. Nasıl her insan nev-i şahsına münhasırsa her olay, her yaşam; bu yaşam örgüsünde her iplik, her düğüm, her temas istisnai özel ve güzeldir. İyi de olsa her şey bize bir şey katar bu hayatta.

Kendini bilmek gerek bu çoktan seçmeli sınavda. Kirpi gibi olmalı yürürken hayat yolunda. Sakince atmalı adımları. Kimine yumuşak kimine sert olmalı, herkes dokunamamalı sana. Özüne dikenlerini, kalkanlarını hazır etmelisin. Kırılmamak elde değil ama o parçalardan Anka misali doğmak bizim elimizde. Üzülmek varken anlamlanır mutluluk. Kaybetmeyi tatmadıkça anlamı olmaz mutluluğun. Klişe sözler ama doğrular. Çoğu zaman olmasın istesek de sevgiliyi başkasının kolunda gördüğünde ya da işten atıldığında ya da kardeşinle kavga ettiğinde… İnkâr etsek de “hayat bu” deyip kabul etmeli.

Her olay kaçınılmazsa bunu kabul edip keyfini çıkartmak daha iyi olmaz mı? Ahiret soruları çoktan seçmeli olmaz diye düşünüyorum ben. Cevaplardan çok gidiş yolunun önemli olduğunu gördükten sonra… Susup dinlemesini bilmek, geçilen her yoldan bir hikâye çıkarmayı bilmektir aslında erdemlerin en büyüğü. Suskun derlermiş eskinin bilgelerine. Susmanın söylemekten daha öğretici olduğunu bilmekle başlamışlar işe. Ben de açık bitirmek istedim bu yazının sonunu.

Sonu olmasın ki; daha uçsuz bucaksız olsun, okuyan kendine göre doldursun.

15.11.2010

01:49

Orkun Kocatürk

Son söz: Yazıda kullandığım kelimeler ve sahiplerini aşağıda listeledim ama iki kişiye ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Öncelikle fotoğrafları ile beni yalnız bırakmayan Büşra Akkaş'a. İkinci olarak benim iflah olmaz imla hatalarımla boğuşan Ezgi Sertkan'a :) Yardımlarınız için teşekkürler :)

Şimdi de 5 Kelime:
Şans- Özden Karakayış
Kirpi- Ezgi Sertkan
Suskun- Esra Güner
İstisna- İrem Ceylan
Ahiret- Onur Altan Can

7 Kasım 2010 Pazar

Hasret



Sensiz doğan güneşe küfrederken buldum kendimi.

Gece, her yeni günde bir hayır vardır demişti bana. Çıkışmıştım ona; sen gelmedikten sonra ne anlamı var ki yeni doğan günün. Hasretin yanarken kalbimde. Dedim ben yanarım güneş gibi bu ateşle. O gitsin bulsun sevdiğimi.
Yüzü düştü gecenin… “Keşke basit olsa bu kadar...” diye girdi söze, “mesafeler aşılsa kolayca. Ama olmuyor bazen; dayanmak gerek. Bu da bir nevi sınav sizin için” demişti ilk geldiğinde. İçimdeki ateş daha bir harlandı. Yanıyordum... Nice buzlar koydum bileklerime soğuk suyla ovdualr anlımı. Hasretin ateşi suyla söner miydi hiç.

Sonra her gece geldi Gece. Sabahlara kadar dertleştik. Hasrete dem vurmayı öğretti bana. Hasretin güzelliğini; sevgiliyi özlemenin kavuşma anına etkisini anlattı bana. Bazen slâytlar hazırlar gelirdi, bazen grafiklerle geçerdik üstünden konunun. Bana hasreti öğretti. Sandığım gibi olmadığını öğretti. Her hasretinde hasret olmadığını.

“Kalpte yaşanır hasret, o alevlerin kaynağı aslında buz tutmuş ruhundur. İki ruhun birbirne dokunması gerekir buzların erimesi için.”

“Güzel bir şey ama bu neden acı veriyor bana?” Dedim. Gülümsedi.

“O yürek bir defa o dokunuşu tadınca bırakmak istemez sende ateş ondandır. Asıl hasret ruhun ruhu özlemesidir. Garip gelecek ama şanslısın çoğu insan bu hissin ne olduğunu bilmeden göçer bu diyarlardan.”

Gözlerine baktım. Zamansız bilgeliği gördüm. Zamanın başından bu yana gördüklerini gördüm tek bir demde. Bir gözyaşı süzüldü sonra yanağından.

Kadife sesiyle ufak bir kıkırdama yaydı odama.

“Evet.” dedi. “Düşündüğün gibi ben de sevdim. Hasreti bu kadar iyi bilmemim sebebi bu aslında. Nice insanalr nice ruhlar bana sırlarını verdiler ne aşklar ne hasretler dinledim. Ama yaşamadan bilemezsin derler ya bu da öyle birşey.”

“Kimi sevdin? Neden kavuşamıyorsun?” diye sordum.

“Gitme vaktimde yaklaşıyor arkadaşımı üzgün yolculamak istemiyorum yeni güne.” dedi.

Saate baktım Gün’ün gelmesine az kalmıştı. Sabah ezanı başlarken dert ortağıma bir gülümseme gönderdim.

“Konuyu değiştirme bir cevap almadan bırakmam seni hiçbir yere.”

“Gün” dedi

Şaşırdım sadece “Ama...” diyebildim. Yarım kalan cümlemi o tamamladı sonra. “Hiç kavuşamayacağız biliyorum. Son güne kadar birbirimizi kovalayacağız ama bir düşünsene gelmişin ve geçmişin ötesinde süren bir hasretin kavuşması nasıl olacak.“

Şaşkın yüzüme bakarken gülümsedi. Hayallere dalmış gözlerinin içi gülüyordu.

“Kavuşma anın bu kadar yaklaşmışken hasretin keyfini çıkar dert ortağım. Gün gittiğinde ben yine gelirim. O zamana kadar iyi bak kendine.”

Ve gitti akşam gelmek üzere; benden saklayamadığı göz yaşları ve güzel gülümsesiyle. Gün’ün ilk ışıkları doldu onu yolculamak için odama. Sanki ona dokunmak ister gibi bir heyecanla geldiler ama arada kaçamak yapmak yasaktı. Son gün gelene kadar beklemek zorundaydılar.

İstemsizce gülümsedim. Dert ortağıma teşekkürler sundum ve yeni doğan güne kocam bir merhaba dedim.

Orkun Kocatürk

06-07.11.2010

Not: Fotoğraf için Büşra Akkaş'a teşekkürler. :)