20 Nisan 2010 Salı

Aşkın Karanlık Yüzü ( Eskilerden)

Aşkın karanlık yüzü... Nefret! Hayatta ki her büyük değişim gibi, bu değişim de bir anda olur. Bir kalp atımı, bir göz kaçırma süresinde dönüşür aşk nefrete. Hala aşk vardır delicesine aslında. Ama artık etrafındaki nefret alevlerini onu dışarı çıkarmaz. Sevgi manasını yitirir kinin içinde... Aşk çırpınır karanlığın içinde; ışık vermeye çalışan bir mum gibi ama nafile. Kükremiş bir yanardağın önünde durabilir mi küçük bir deniz feneri... Her şeyi yakar yıkar bu öfke, bu nefret. İnsanı kökten değiştiren şeylerdendir aşkın karanlık yüzü. Öyle derin bir yaradır ki insanın ruhunda; ruh hiç bir zaman eskisi gibi olmaz, olamaz. Öfke kusmak yetmez bu nefretin bitmesi için. Belki de hiçbir fiziksel şey bu acıyı, bu nefreti hafifletmez. Her şey kül olur gider, şekli bozulur, manasını yitirir. Sonunda sadece kül kalır. Ateş fırtınasında yanmış ve harabe olmuştur artık herşey. Sonunda pişmanlık var mıdır bu nefretin... Belki, eğer gerçekten değerli birşey yok olduysa o yangında pişmanlık olabilir. Ama eğer bir ikiyüzlülük bir yalan, bir ihanet varsa yangına sebep. Her şey bittikten sonra sadece hüzün kalır geriye. Yaşandığı sanılan yanılsamalara karşı. Zaman her şeyin çaresidir derler ama hiçbir şeyin çaresi değildir zaman. Sadece alıştırır, yok eder insanın içindeki iyiliği, masumiyeti geriye sadece bir boşluk ve onu dolduran karanlık kalır...