
Sensiz doğan güneşe küfrederken buldum kendimi.
Gece, her yeni günde bir hayır vardır demişti bana. Çıkışmıştım ona; sen gelmedikten sonra ne anlamı var ki yeni doğan günün. Hasretin yanarken kalbimde. Dedim ben yanarım güneş gibi bu ateşle. O gitsin bulsun sevdiğimi.
Yüzü düştü gecenin… “Keşke basit olsa bu kadar...” diye girdi söze, “mesafeler aşılsa kolayca. Ama olmuyor bazen; dayanmak gerek. Bu da bir nevi sınav sizin için” demişti ilk geldiğinde. İçimdeki ateş daha bir harlandı. Yanıyordum... Nice buzlar koydum bileklerime soğuk suyla ovdualr anlımı. Hasretin ateşi suyla söner miydi hiç.
Sonra her gece geldi Gece. Sabahlara kadar dertleştik. Hasrete dem vurmayı öğretti bana. Hasretin güzelliğini; sevgiliyi özlemenin kavuşma anına etkisini anlattı bana. Bazen slâytlar hazırlar gelirdi, bazen grafiklerle geçerdik üstünden konunun. Bana hasreti öğretti. Sandığım gibi olmadığını öğretti. Her hasretinde hasret olmadığını.
“Kalpte yaşanır hasret, o alevlerin kaynağı aslında buz tutmuş ruhundur. İki ruhun birbirne dokunması gerekir buzların erimesi için.”
“Güzel bir şey ama bu neden acı veriyor bana?” Dedim. Gülümsedi.
“O yürek bir defa o dokunuşu tadınca bırakmak istemez sende ateş ondandır. Asıl hasret ruhun ruhu özlemesidir. Garip gelecek ama şanslısın çoğu insan bu hissin ne olduğunu bilmeden göçer bu diyarlardan.”
Gözlerine baktım. Zamansız bilgeliği gördüm. Zamanın başından bu yana gördüklerini gördüm tek bir demde. Bir gözyaşı süzüldü sonra yanağından.
Kadife sesiyle ufak bir kıkırdama yaydı odama.
“Evet.” dedi. “Düşündüğün gibi ben de sevdim. Hasreti bu kadar iyi bilmemim sebebi bu aslında. Nice insanalr nice ruhlar bana sırlarını verdiler ne aşklar ne hasretler dinledim. Ama yaşamadan bilemezsin derler ya bu da öyle birşey.”
“Kimi sevdin? Neden kavuşamıyorsun?” diye sordum.
“Gitme vaktimde yaklaşıyor arkadaşımı üzgün yolculamak istemiyorum yeni güne.” dedi.
Saate baktım Gün’ün gelmesine az kalmıştı. Sabah ezanı başlarken dert ortağıma bir gülümseme gönderdim.
“Konuyu değiştirme bir cevap almadan bırakmam seni hiçbir yere.”
“Gün” dedi
Şaşırdım sadece “Ama...” diyebildim. Yarım kalan cümlemi o tamamladı sonra. “Hiç kavuşamayacağız biliyorum. Son güne kadar birbirimizi kovalayacağız ama bir düşünsene gelmişin ve geçmişin ötesinde süren bir hasretin kavuşması nasıl olacak.“
Şaşkın yüzüme bakarken gülümsedi. Hayallere dalmış gözlerinin içi gülüyordu.
“Kavuşma anın bu kadar yaklaşmışken hasretin keyfini çıkar dert ortağım. Gün gittiğinde ben yine gelirim. O zamana kadar iyi bak kendine.”
Ve gitti akşam gelmek üzere; benden saklayamadığı göz yaşları ve güzel gülümsesiyle. Gün’ün ilk ışıkları doldu onu yolculamak için odama. Sanki ona dokunmak ister gibi bir heyecanla geldiler ama arada kaçamak yapmak yasaktı. Son gün gelene kadar beklemek zorundaydılar.
İstemsizce gülümsedim. Dert ortağıma teşekkürler sundum ve yeni doğan güne kocam bir merhaba dedim.
Orkun Kocatürk
06-07.11.2010
Not: Fotoğraf için Büşra Akkaş'a teşekkürler. :)