Karanlık bir sokakta yürüyordum. Ayağım yağmur damlalarının gürültüsüne eşlik ederken zihnim çok başka diyarlardaydı.
Hayatla sohbet etmek ilginç bir deneyim olmuştu. Neden bize böyle kötü sürprizler yaptığını sormuştum ona. Sürprizi yapanın kendisi olmadığı söylerken muzipçi gülümsedi. Ama haklıydı başımıza ne gelirse kendimizden geliyordu.
Düşüncelerime mendil satmak için koluma yapışan çocuk nedeniyle ara vermek zorunda kaldım. Yine türemişlerdi bunlar. Çocuğa acımadım değil aslında. Bu yağmurun altında kimbilir kimi mutlu etmek için cebelleşiyordu. Kalabalık caddeye dalarak çocuktan kurtulmayı başardım.
Zihnim hayatla yaptığım sohbete doğru geri döndü. Aslında haklıydı; seçimlerimiz ve korkularımızdı bizi bu hale getiren. Sonuçta hayat bize seçenek sunuyordu napacağımız bize kalmıştı. İşin kötü kısmı bu seçimlerde kopya çekme imkanıda yoktu. Bazen seçim bizim bile olmuyordu. Başkası bizim yerimize seçim yapıveriyordu. Anne ve babamızın soyun devamı bahanesiyle bir çocuk yapması sürecinde bana fikrimi soran olmaması başlı başına kötü bir durumdu. Ama bazı gerçekler vardı ve olduğu gibi kabul edilmeliydiler.
Yağmur baya şiddetlenmişti. Bende şans olsa diye hayıflandım istikametime emin adımlarla ilerlerken. Güzel bir gün olacağını umuyordum gece yatarken ama bu hissiyatım yağan yağmurla darmadağan oldu. Saatime baktım; geç kalmıştım adımlarımı hızlandırdım. Batan bir gemi misali su almakta olan ayakkabılarım bu çabama karşılık olarak su alma hızlarını arttırdılar. Ve zihnim malum konuşmaya döndü.
Ben sadece kapıyı aralarım demişti bana çayından bir yudum alırken; gerisi size kalmış. Herkese aynıda görünmem ama bu görüntümü sevdim. Kalbin temiz güzel şeyler düşlüyorsun; kirleniyor olması ne yazık. Sözlerini tamamlarken sesi hüzünle buğulanmıştı.
Farkındayım ama olması gerken bu değil mi diye başladım söze. Güzel bir şarkı vardı biz büyüdük ve kirlendi dünya; bilir misin bu şarkıyı.
Bilirim güzel şarkıdır dedi şaşkın bir tonla. Noldu diye sordum neye şaşırdın? Bilmem, kirleniyor olmana üzülmüyorsun. Bunca yüzyıldan sonra seni şaşırtabiliyor olmam ne güzel. Benim üzülmem birşey değilştirmeyecek ki dedim. Kirlenicem; ama içimde biryerlerde o saf temiz ben hala duruyor olacak. Sevgi dolu bir dokunuşun çıkartamayacağı kir yoktur dedim gülümseyerek. Oda eşlik etti gülümseyişime.
Belediye bu yolları tamir etme işini neden bu kadar ağırdan alıyordu ki. Yağmur ile çamurla kaplanan sokaklarda bata çıka ilerliyordum. Az bir yolum kalmıştı, heyecanlıydım sonuçta ilk görüşme olacaktı. Acaba nasıl bir insandı. Onu tanımak için sabırsızlanıyordum.
Sustuk. Söylenmesi gerekenler söylenmiş; konuşulşması gereknler konuşulmuştu. Bu ağacıun altında tekrar buluşmak ve dertleşmek için sözleştik. Hayata teşekkür ettim ayrılırken. İyi ya da kötü seçim şansı sunduğu için. Ve uyandım.
Köşeyi döndüğümde yüzüme gece sohbetimizden beri içimi ısıtan gülümsememi yerleştirdim. Orda bekliyordu. Üşümüş belli ki hafif hafif sallanıyordu. Islanmış uzun saçları ona hoş bir hava katmıştı.
Beni gördü.
Yavaşladım. Yanına geldiğim de sade bir selamlaşmanın ardından o büyülü kelimeyi söyledim.
Merhaba...
Orkun Kocatürk
12.10.2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder